
Bu açık hava müzesinin daha önce ismini duymuştum ama içeriği hakkında bir bilgim yoktu.
Müzenin yolunu tuttuk gideceğimiz yer aynı zamanda kamp alanı. Bahçe köyünün yanından geçtik daha sonra karşımıza sağ tarafta yer alan Türkiye-Kore Hatıra Ormanı çıktı. Hava sıcak olduğu için susamıştık yolumuzun üstünde bulunan yerleşim yerlerinde durup su içmek istedik ama dışarıda kimseyi göremeyince yolumuza devam ettik. Virajlı yollardan hareket edip karşımıza çıkan yol ikiye ayrılıyordu. Sağ yol Aslantaş Barajına gidiyor müzeye gidebilmek için sol yolu tercih ettik. Biraz daha ilerledikten sonra Kızyusuflu köyüne geldik. Açık Hava Müzesine giriş yaparken kapıda elinde makbuz ya da fiş olan görevli karşıladı bizi. Müzeye gideceğimizi söyledik ve para vermeden devam ettik. Müzenin girişi ayrı bir yerdeydi bu bahsettiğim giriş piknik alanı içindi. Müzenin olduğu yere geldik. Buraya giriş ücretli. Burası Hititlere ait önemli bir yerleşim alanı. Giriş yaptıktan sonra sağ tarafta Prof. Dr. Halet Çambel’in büstü bulunuyor. Sol tarafta ise karşılıklı duran iki hayvan heykeli bulunuyor. Bu heykeller Anadolu coğrafyasında vahşi hayvanların yaşadığına ait önemli bir kanıt. Heykelin biri aslan diğeri ise boğa.
Yol ikiye ayrılıyor. Kuzey ve güney yolu. Kuzeyli olduğum için kuzey yolunu seçtik. Ağaçların kapladığı toprak bir yoldan yürümeye başladık. Adını bilmediğim değişik değişik ağaçlar ve bitkiler yol üzerinde bizleri selamlıyordu. Kesme taşlar üzerine işlenmiş rölyefler ve yazılar bulunuyordu. Kendimi tarih denizinin içine düşmüş gibi hissettim. Hititlerin yaşadığı dönemle yaşadığımız dönem arasında binlerce yıl geçmesine rağmen o zamanki heykel ve rölyef sanatı bizden daha ileride olduğu su götürmez bir gerçek. En çok ilgimi çeken sfenksler oldu. İnsan başlı aslan gövdeli ve kanatlı mitolojik bir yaratık. Giriş kısmında koruyucu olarak duruyor. Açıkçası düşününce insanın içi ürperiyor. Derslerimde Hititler hakkında “bin tanrılı il” olarak bahsederim. Bu cümlenin doğruluğunu bu alanı gezdiğimde anladım çünkü Mısır, Asur ve Urartu tanrılarından tasvirleri burada yer almakta. Mesela kartal başlı ve kanatlı karışık mitolojik yaratık olan Grifon Başlı Demon Asur ve Urartu tasvir sanatında yer almaktadır. Hitit Savaş Arabası ve Yelkenli Savaş Arabası olan rölyefler Hititlerin ne kadar savaşçı bir millet olduğuna dair önemli bir gösterge. Hayat Ağacı ve Keçiler rölyefi ise sonsuzluğu simgeler. Bu hayat ağacı figürü İslami eserlerde de görülür.
Kuzey yolunu takip ettikten sonra güney kısmına çıkıyorsunuz. Burada da önemli heykeller ve insanın ağzını açık bırakacak rölyefler bulunuyor. Boğa Adamlar, Fırtına Tanrısı, Şölen Sahnesi, Sunu Sahnesi, Savaşçılar-Piyade ve Süvari Birlikleri rölyefi sizi orada karşılayacaktır. Ayrıca burayı gezerken Aslantaş Barajı manzarası insanı derin duygulara sürüklemekte.

">
6 Mayıs 2025
Adana merkezden yola çıkıp Kastabala yolunu eşim Şule Hanım ile birlikte tuttuk. Adana’ya bir saatten az fazla bir mesafede Osmaniye ili Kesmeburun ve Bahçe köyleri arasında yer alan antik bir kent. Ceyhan üzerinden navigasyon yardımı ile buraya gelebildik. Asrın felaketi olan 6 Şubat depreminde bu antik kentin ciddi manada hasar aldığını duymuştum. Koca koca sütunlar ortadan kırılıp devrilmiş. Buraya giriş ücretsiz. Giriş kısımda çeşme ve görevliye ait bir kulübe bulunmakta. buradaki çeşmenin suyu depodan geldiği için su içilmiyor.
Kastabala Antik Kentine varmadan önce çevresinde bulunan tarlalarda antik kentten kalma surlar bulunuyor ve bu surlar ateş taşlarından inşa edilmiş. Koca koca sütunların yanından ve yollara döşenmiş büyük devasa taşların üstüne basa basa antik kente doğru yürüdük. Sütunların üstünde ise akantus yaprak işlemeli taşlar ayrı bir güzellik katıyor. Bu sütunları geçerken sağ tarafta kilise kalıntısı yer alıyor. Ama bu kiliseden pek bir şey kalmamış.
Tepede ise tırmanması zor ve yasak olan bir kale vardır. Kale sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş buraya tırmanmak yorucu ve zaman alıcı olsa gerek.
Tabelaları takip ederek tiyatronun bulunduğu alana geldik. Tiyatronun alt tarafında iki tane karşılıklı giriş bulunuyor. Tiyatronun aşağısına inip yüzünüzü tiyatroya döndüğünüzde sağ tarafınızda kalan kapıda yerde bulunan bir taş üzerinde yazılar bulunmakta. Yazının bulunduğu taşın üstünde yer alan taşta ejderhaya benzeyen bir motif işlemesi vardır. Sol tarafta bulunan kapıdan içeri girdiğinizde ise yerde künk bulunuyor. Tiyatro yirmi basamaktan oluşuyor.
Tiyatro çevresinde gezindiğimizde üzerinde insan başları olan bir sürü taş bizleri karşıladı. Bu taşların dile gelip konuşmasını isterdim. Taşların üzerinde yer alan surat ifadeleri korku, heyecan ve kışkırtma hali bulunuyordu. Sanki hipodromda at yarışıyor da insanlar tuttukları atın kazanmasını ister gibi bir yüz ifadeleri yer alıyor. Tahmin yürütecek olursak burada gladyatör dövüşleri olmuş ya da vahşi hayvan dövüşleri yani yüz ifadelerinden bunu çıkardım. İnsan burada gezerken zamanlar arası yolculuk yapıyor.
Tiyatrodan sonra hamamın bulunduğu yere geçtik. Hamamdan geriye koca koca ateş taşlarından inşa edilmiş duvarlar kalmış.
Burayı gezdikten sonra girişte bulunan görevliye yakınlarda gidebileceğimiz bir yer olup olmadığını sorduk. O da bize Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi olduğunu söyledi.
Bu açık hava müzesinin daha önce ismini duymuştum ama içeriği hakkında bir bilgim yoktu.
Müzenin yolunu tuttuk gideceğimiz yer aynı zamanda kamp alanı. Bahçe köyünün yanından geçtik daha sonra karşımıza sağ tarafta yer alan Türkiye-Kore Hatıra Ormanı çıktı. Hava sıcak olduğu için susamıştık yolumuzun üstünde bulunan yerleşim yerlerinde durup su içmek istedik ama dışarıda kimseyi göremeyince yolumuza devam ettik. Virajlı yollardan hareket edip karşımıza çıkan yol ikiye ayrılıyordu. Sağ yol Aslantaş Barajına gidiyor müzeye gidebilmek için sol yolu tercih ettik. Biraz daha ilerledikten sonra Kızyusuflu köyüne geldik. Açık Hava Müzesine giriş yaparken kapıda elinde makbuz ya da fiş olan görevli karşıladı bizi. Müzeye gideceğimizi söyledik ve para vermeden devam ettik. Müzenin girişi ayrı bir yerdeydi bu bahsettiğim giriş piknik alanı içindi. Müzenin olduğu yere geldik. Buraya giriş ücretli. Burası Hititlere ait önemli bir yerleşim alanı. Giriş yaptıktan sonra sağ tarafta Prof. Dr. Halet Çambel’in büstü bulunuyor. Sol tarafta ise karşılıklı duran iki hayvan heykeli bulunuyor. Bu heykeller Anadolu coğrafyasında vahşi hayvanların yaşadığına ait önemli bir kanıt. Heykelin biri aslan diğeri ise boğa.
Yol ikiye ayrılıyor. Kuzey ve güney yolu. Kuzeyli olduğum için kuzey yolunu seçtik. Ağaçların kapladığı toprak bir yoldan yürümeye başladık. Adını bilmediğim değişik değişik ağaçlar ve bitkiler yol üzerinde bizleri selamlıyordu. Kesme taşlar üzerine işlenmiş rölyefler ve yazılar bulunuyordu. Kendimi tarih denizinin içine düşmüş gibi hissettim. Hititlerin yaşadığı dönemle yaşadığımız dönem arasında binlerce yıl geçmesine rağmen o zamanki heykel ve rölyef sanatı bizden daha ileride olduğu su götürmez bir gerçek. En çok ilgimi çeken sfenksler oldu. İnsan başlı aslan gövdeli ve kanatlı mitolojik bir yaratık. Giriş kısmında koruyucu olarak duruyor. Açıkçası düşününce insanın içi ürperiyor. Derslerimde Hititler hakkında “bin tanrılı il” olarak bahsederim. Bu cümlenin doğruluğunu bu alanı gezdiğimde anladım çünkü Mısır, Asur ve Urartu tanrılarından tasvirleri burada yer almakta. Mesela kartal başlı ve kanatlı karışık mitolojik yaratık olan Grifon Başlı Demon Asur ve Urartu tasvir sanatında yer almaktadır. Hitit Savaş Arabası ve Yelkenli Savaş Arabası olan rölyefler Hititlerin ne kadar savaşçı bir millet olduğuna dair önemli bir gösterge. Hayat Ağacı ve Keçiler rölyefi ise sonsuzluğu simgeler. Bu hayat ağacı figürü İslami eserlerde de görülür.
Kuzey yolunu takip ettikten sonra güney kısmına çıkıyorsunuz. Burada da önemli heykeller ve insanın ağzını açık bırakacak rölyefler bulunuyor. Boğa Adamlar, Fırtına Tanrısı, Şölen Sahnesi, Sunu Sahnesi, Savaşçılar-Piyade ve Süvari Birlikleri rölyefi sizi orada karşılayacaktır. Ayrıca burayı gezerken Aslantaş Barajı manzarası insanı derin duygulara sürüklemekte.
