Gülek Kalesi

6 Ekim 2024

Bugün ise çoğu kişinin fotoğraf hilesinden yararlanarak uçurumun dibindeymiş gibi fotoğraf çekildiği Gülek Kalesine uğradık.

Adana’dan yola çıkarak Tarsus’a doğru hareket ettik. Gülek Kalesinin tarihi kalıntılarını gördükten sonra belli bir rota doğrultusunda geldiğimiz ekiple birlikte yürüyüş yapacağız. Adana’da Tarsus’a gelirken Akdeniz ikliminin özelliklerini yansıtan çeşitli ağaçların varlığına şahit olduk.

Kıvrımlı ve tehlikeli yollardan geçtik. İlk başta karşımıza büyük çam ağaçları çıktı. Daha sonra ceviz ağaçlarının yetişmiş olduğunu gördük. Rakım arttıkça ağaçların çeşidi de değişiyordu. Daha sonra ise küçük çam ağaçlarını gördük. Küçük ve seyrek çam ağaçlarının olduğu yerde birkaç başıboş atın varlığına şahit olduk. Bu atların yılkı atı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü yılkı atları yabani olup yabancı bir cisim gördüklerinde bulundukları alanı terk edip kendilerini güvende hissettikleri bir yere giderler. Bu atlar belli bir yaşa geldikleri zaman sahipleri tarafından doğaya salındıklarını düşünüyorum. Böylelikle bu atlar sahiplerine yük olmuyorlar.

Nihayet kalenin olduğu yere geldik. Kapı yaklaşık iki metre genişliğinde üç metre uzunluğunda. Kale namına etrafta sadece bu kapı kalmış birde kapıdan içeri girdiğinizde sağ tarafta duvar kalıntısı bulunmakta. Bu kalede diğer kaleler gibi ticaret yolunun güvenliğini sağlamak için hakim bir tepede inşa edilmiş. Kale hem istihbarat hem de hem de güvenlik sağlıyor.

Kale kalıntılarını gördükten sonra kale kapısına sırtınızı dönüp yaklaşık bir on metre gittikten sonra normal yoldan sapıp sağa doğru hareket edip meşhur fotoğraf çekinilen yere gittik. Fotoğraf çekinilen taşın ucuna dikkatli bakarsanız bir köpeğin başını andırdığını görürsünüz. Tabi köpek başının doğal olduğunu düşünüyorum. Defineciye sorarsanız bir gömünün varlığından size söz edebilir. Aslında fotoğrafta uçurumun yanı gibi gözükse de fotoğraf çektiğiniz makine ya da telefonu iyi ayarlayıp fotoğrafını çektiğiniz kişinin ayak hizasına doğru sabitlerseniz fotoğrafınız tehlikeli bir uçurumun yanındaymış gibi çıkar.

Telefonumdaki yükseklik programına baktığımda 1492 metre yükseklikte olduğumuzu gösterdi. Tabi bu program bazen yanılabiliyor.

Burada fotoğraf çekimi işini bitirdikten sonra yürüyüşe koyulduk. Yürüyüşe kale kapısından çıkarak başladık yani geldiğimiz yoldan. Biraz yürüdükten sonra karşımıza devasa bir Türk Bayrağı çıktı. Bayrağımız esintiye göre bazen dalgalanıyor bazen de direğe dolanıyordu. Burada da güzel fotoğraf kareleri yakaladık. Bazı arkadaşların da bayrak dalgalanırken fotoğraf çekilebilmesi için bayrağı kendi elimle dalgalandırdım. Bayrak çok büyük olduğu için bayrağın arkasında saklandım. Sanki bayrak rüzgardan kendi dalgalanıyormuş gibi.

Buradan ayrıldıktan sonra terkedilmiş mermer ocağının içinden geçtik. Normalde burada yol yokmuş ama mermer ocağı için ve kesilen ağaçları taşımak için yol açılmış. Mermer ocağından sonra ormanın içine girdik. Ormanda kaybolmamak için daha önce buraya gelerek belirli noktalarda bulunan ağaçlara kırmızı şeritli naylon bağlamışlar. Orman içerisinde zehirli olduğunu düşündüğüm sarı ve tonlarında olan birçok mantar gördüm. Bazen de beyaz mantar görüyordum. Kendi memleketimde kültür mantarını andıran içi pembe ya da kara olan bu beyaz mantarları toplayıp yiyorum ama burada yetişen mantarlar farklı olur düşüncesiyle toplamadım. Zaten toplanacak gibi değil çünkü mantarlar buruşmuş dolayısıyla da içi kurtlanmıştır.

Yamaçtan aşağı doğru yürümeye başladık. Kayaların arasından çıkan ağaçlara ve yere yatay olarak büyüyen ağaçları gördük. Ağaçlar yaş olarak bizden büyük olduğu kesin ve tarihe şahitlik ettikleri için saygıyı hakkediyorlar.

Yürürken çalı çırpıdan dolayı kaval kemiğimi ve havanın sıcak olmasından dolayı kısa kollu giyindiğim için kollarımı çizdirdim. Yürüdüğümüz yol çok dardı. Bir kişi zor geçebilirdi.

Nihayet aşağı inebildik. Burada çok az akan bir su kaynağına rastladık. Su toprakla karışık aktığı için içme ve doldurmak pek mümkün görünmüyordu. Bizi getiren servis aracına ulaşabilmemiz için iki saatlik daha yol yürümemiz gerekiyor. Bir arabanın rahat geçebileceği kadar geniş olan bir yola geldik. Büyük çam ağaçları koruma gibi sağlı sollu bizi karşılamıştı. Yolda yenmeyen beyaz mantarlar bulunuyordu. Araba genişliğindeki toprak yolun sonuna gelmiştik. Yamaçtan aşağı doğru başka bir yola indik. Oradan da yürüdükten sonra bir insanın yürüyebileceği kadar geniş olan başka bir yola geçtik. Yerler kozalak doluydu. Çatır çutur sesler arasında yürümeye başladık. Yolumuz üstünde kurumuş ve devrilmiş ağaçlar bulunuyordu. Ağaçların dalları ömrü dolu dolu geçmiş doksanlık bir teyzeyi andırıyordu. Biraz daha yürüdükten sonra koyun yalağının bulunduğu bir yere geldik. Burada da su çok ince akıyordu. Ve suyun aktığı demir borunun içi yosun tutmuştu. Burada dinlendikten sonra servise binip geri döndük. Aslında buraya kasımda gelmek gerekir. Kasım ayında sonbaharda havada dans ederek uçuşan yaprakları seyredip hayale dalıp ilkbaharın özlemini çekmek muhteşem olacaktır.      

İlgili Bloglar

Erzin

Erzin

erzin isos antik kenti
Arrow
Postallı Köyü

Postallı Köyü

postallı barastal
Arrow