NARKÖY

Bugün Niğde’nin en uzak köylerinden Nar köyü ziyaret ettim. Aksaray sınırında olan bir yerleşim yeri.  Niğde merkeze  93 kilometre uzaklıktadır. Köy geniş bir alana yayılmış  durumda.

Şiir gibi bir köy. Sanki bir halk ozanının sazından dökülen ezgiler gibi… Köye Niğde’de ikamet eden aslen Nar köylü Şair Kudret Göktaş ile birlikte gittim. Niğde’nin görülmesi gereken en önemli yerlerinden biri şüphesiz Nar Göldür. Gölün kuşbakışı görünümü kalbi andırmaktadır. Gölde boğulma gibi üzücü durumlarda meydana geliyor. Nar Gölde boğulan insan sayısı bilinmiyor. Gölün yakınlarında peri bacaları vardır. Bilen kişi ile gezmek daha iyi oluyor. Kudret Göktaş ağabeyim peri bacaları içinde saklanmış bazı motifler gösterdi. Uçağı andıran desenler gördüm. Bu desenler yeni yapım değil çünkü Kudret Göktaş’tan önceki iki nesilde bu motiflerden bahsederlermiş. Peri bacaları gezerken insan ayrı bir aleme ışınlanmış gibi oluyor. Sanki bu tarihi yapılardan devler, cüceler çıkacakmış gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Köyde gezerken eski bir camiye uğradık. Köşk minareli bir cami. Orta Anadolu’da köşk minareli camilere sık rastlanır. Bu minare tarzı genelde beylikler döneminde kullanılmıştır. Cami ibadete kapalı durumda. Caminin içine kapıdan baktığımda duvarları dökülmüş durumda. Galiba can kaybı olmaması için ibadete kapatmışlar. Caminin çevresinde eski taş yapılı evler var ama bir kısmı terk edilmiş durumda. İnsanın aklına acaba bu evler hangi duyguları saklıyor gibi bir soru geliyor. Kudret Göktaş beni daha sonra aşırı yağışlarda suyun akıp gitmesi için yapılan yola götürdü. Burada papatya topladık. Bu yola araba ile girmeyi denedik ama toprak killi bir yapıda olduğu için araba toprağa saplanacak gibi oldu.

Köyde çeşit çeşit bitkiler var. Kekik, mantar, dağ çayı… Buranın kekiği muhteşem kokuyor. Kekiği ilk önce burnunuzla buluyorsunuz sonra ise kekiğin yerini gözleriniz tespit ediyor.

Sonra nohut tarlaları içinden Eski Nar mevkiine gittik. Burayı kelimelerle ne kadar anlatsam eksik kalır gelip kendi gözlerinizle görmeniz lazım.

Kaya kiliseye doğru hareket ettik. Karşımıza koyun sürüsü çıktı. Koyun sürüsü varsa illaki çoban köpeği de vardır. Bu yüzden dikkatli olmak gerekir. Sürünün çobanı, Kudret Göktaş’ın tanıdığı çıktı. Çobanın ismi Yaşar. Bize közde demlediği çaydan ikram etti. İçtikçe içesi gelinen bir çay. Çoban Yaşar Amca ayrıca közde pişirmiş olduğu mantardan ikram etti. Kendi görüşüm bu tadı lüks restoranlarda bulamazsınız. Çoban Yaşar Amca köpeğini uzaklaştırdı. Biz de bu sayede kaya kiliseye girdik. Kilise iki katlı ve iki kat arasındaki ulaşım bir tünelle gerçekleşmekte.  Kaya kiliseye yüzünüzü dönüp sağdaki yoldan devam edin karşınıza güvercin yuvalarını andıran üzerinde oyuklar olan kaya çıkacak. Bu oyukların ismi columbarium olarak geçer. Columbariuma ölüler yakıldıktan sonra külleri kaplara konur ve bu kaplar bahsettiğimiz oyuklara yerleştirilir. Columbariumun yakınlarında bir mağara vardır. Bu mağaranın içerisine girdiğinizde karşınıza kayaya oyulmuş bir mihrap çıkar. Kudret Göktaş’ın anlattığına göre burada ilk Hristiyanlar yaşamış daha sonra ise Müslümanlar gelerek bu mağarayı mescide çevirmişler. Nar köy gezimiz daha bitmedi görülecek ve keşfedilecek yerleri var. Columbariumun yakınlarında çobanların kullandığı mağaralar var. Mağaraların iç duvarlarına ilginç resimler yapılmış. Ama bu resimler günümüze ait değil. Kırmızı boya ile yapılmış olan bu resimlerin hep var olduğu önceden beri anlatıla gelmiş. Burayı inceledikten sonra bu mağaranın üst kısmından çalılar ve ağaçların arasından köye doğru hareket ettik. Karşımıza zehirli mantarlar çıktı. Bu mantarların görünümü güzel zehirli olduğunu bilmeseniz yiyesiniz gelir. Yürürken karşımıza su yatağı çıktı. Su yatağının çevresinde de eski yerleşim alanları bulunmaktadır. Kayaların oyulmasıyla yapılmış yerler. Suyun aktığı tarafta inmesi biraz tehlikeli olan bir yerde mağara gözüküyor. Dikkatli incelediğimizde değirmen taşını andıran kilit taşını gördük. Bu kilit taşı istenmeyen misafirler geldiğinde kapının önüne çekilip güvenlik sağlanıyor. Bu bahsettiğim yerin büyüleyici bir yapısı insanı kendisine çekiyor. Kudret Göktaş’ın bahsettiğine göre burada bir mağara bulunmakta ama zamanla kapanmış mağaranın içerisinde freskler bulunuyormuş.  İnşallah gün yüzüne çıkarılır. Buraları inceledikten sonra köyün merkezine geldik. Biraz dinlendikten sonra Niğde’ye hareket ettik. Nar köy bilinmeyen çağlara uzanan tarihiyle insanın merak duygusunu fazlasıyla harekete geçiriyor.

Not: Halit Erkiletlioğlu’nun Kapodokya Krallığı kitabını okurken Narköy’ün eski isminin Dapata ve Topada olduğunu öğrendim.

 

İlgili Bloglar

Erzin

Erzin

erzin isos antik kenti
Arrow
Postallı Köyü

Postallı Köyü

postallı barastal
Arrow