
">
25 Mayıs 2025
Sabah sekiz gibi eşim Şule Hanımla birlikte Sarıçam’dan Kozan’a doğru yola koyulduk. Bugün planımızda Bucak köyü sınırları içerisinde bulunan kaleye gitmek var. İnternetten araştırdığıma göre kalenin yüksekliği yetmiş-seksen metre civarı. Bu yüksekliğe çıkmak fazla zaman almayacağı için fazla tedbirli hareket etmedik.
Yol bir saatten fazla sürüyor. Bucak köyüne giderken çevrede duran tepelerin yamaçları pembeye büründüğünü gördük. Tabi yamaçlardaki bu renk merakımızı çekti. Acaba hangi meyve ağaçları yamaçları süslemişti. Yaklaştıkça fark ettik ki zakkum çiçeğiymiş. Zakkum ve zıkkım aynı kökten geliyor ve zıkkım halk arasında olumsuz kullanılmasına rağmen zakkum çiçekleri bizde farklı bir estetik duygu uyandırmıştı.
Kaleye yaklaştıkça sıcak bastırıyordu. Kozan içerisinden geçerken tüm ihtişamıyla Kozan kalesi hoş geldiniz dercesine bizi selamladı. Biraz daha ilerledikten sonra nihayet köye gelmiştik. Köyde gezerken tarihi olduğunu düşündüğümüz asma balkonlu bir konak gördük. Kaleyi bulabilmek için konak önünde durup konak sakinlerine kalenin yerini sorduk. Onlar da pek bilmiyorlarmış ve köyün içinde bulunan kahvehaneyi tarif ettiler. Bu arada konakta oturan yaşlı teyze ile muhabbet etme fırsatımız oldu. Teyze Bursalı ve Çerkez kökenli birisiymiş. Köyün içine doğru geldik ve karşımıza portakal heykeli çıktı. Bu heykelin karşısında duran kahvehaneye uğrayıp kaleyi sordum. Kahvehanede kaleyi sorduğum kişi yan tarafta bulunan köprüden devam etmemi söyledi. Köprüden devam ettim. Yol biraz yükselmişti. Yol yükselmesinden kaleye yaklaştığımı anladım. Karşımızda tepe belirmişti. Toprak yoldan araba ile biraz yükseldik. Ama arabanın altının değme ihtimalini de düşünerek arabayı yol üstünde başka bir arabanın geçme durumunu düşünerek park ettik. Buradan yürüyerek devam ettik. Karşımıza bir su deposu çıktı. Su deposunun yanında tepeye doğru çıkmaya başladık. Kayaların üstüne basa basa bazen toprak üzerinden yürüyorduk. Karşımıza çıkan ilk zirvede bir ağaç vardı. Ağacı karaağaca benzettim ama ağacı incelediğimde dut ağacı olduğunu anladım. Burada çevreye bakındık çünkü kaleye dair bir iz bile bulunmuyordu. Dut ağacının gölgesinde biraz mola verdik. Moladan sonra kaleyi bulmak için hareket ettik. Biraz daha ilerleyince kalenin burçları görünmeye başladı. Kaleye yaklaştığımızda kalenin girişini göremedik. Sıcak çok bastırmıştı. Alnımızdan ve yanaklarımızdan terimiz akmaya başladı. Bir yandan sıcaklık bir yandan terin tuzlu suyu kaleye gelmemizi oldukça güçleştirmişti. Kalenin kapısını bulabilmek için kayalardan aşağı doğru biraz indik. Surların etrafında dolaşıp kapıyı bulabildik. Burada daha önce düzgün bir merdiven olduğu belli ama zaman içerisinde merdiven taşları yerinden çıkmış. Kalenin içine girdiğimizde sağ tarafta daha önce kazı yapıldığını gördük. Karşımızda yarım kubbeli bir yer vardı burada ise yakın zamanda ateş yakılmış. Biz ise her hangi bir orman yangınına sebebiyet vermemek için oldukça temkinli davrandık. Kapının sol tarafında ise sarnıç olduğunu düşündüğüm bir yer vardı. Ama bu sarnıcın üstü otlarla ve taşlarla biraz kapanmış.
Kalenin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemekte ama mimari yapısından Orta Çağ kalesi olduğu belli. Kale hakkında bilgi almak için Yunanistan’dan tarihçi bir arkadaş ile görüştüğümde bana tarihçi arkadaş kalenin Bizans yapısı olduğunu söyledi. Kalenin surlarına çıktığınızda köyün ayaklarınızın altında olduğunu görürsünüz. Kalenin bu durumu kalenin istihbarat ve askeri amaçlı yapıldığını gösteriyor. Kalenin burçları ve surları sapasağlam ayakta ve kale kesme taşlardan inşa edilmiş.
Sıcak çok bastırmıştı. Mecburen geri dönmek zorunda kaldık. Sıcaklık özellikle eşimi çok yormuştu. Ama etrafta kaleye dair başka bir yapı bulunmuyordu. Kale çok küçük bir alana kurulmuş. Bu durum da kalenin karakol konumunda olduğu fikrini uyandırıyor insanda.
Arabaya binip navigasyona Sarıçam yazdığımda navigasyon bizi geldiğimizden farklı bir güzergâhtan götürdü. Yolumuzun üzerinde Bulduklu köyü bulunuyordu. Bulduklu köyü içinden geçen nehir dikkatimizi çekmişti. Nehir üzerinde nilüfer çiçekleri bulunuyordu. Nilüfer çiçeği hakkında bilgim burada değişti. Çünkü nilüfer çiçekleri kırmızı ve mor olduğunu düşünüyordum. Burada gördüğüm nilüfer çiçekleri sarı renkliydi. Nehir içerisinde sadece bitkileri barındırmıyordu. Suya dikkatli baktığımda ince ve yaklaşık yarım metre uzunluğunda bir yılan gördük. Yılan bizden ürkmüş olmalı ki suyun içine dalıp kayboldu. Suyun içinde bir su kaplumbağası gördük. Maalesef sıcak gezmemesi engelliyordu. Herhangi bir sağlık sorunu yaşamamak için fazla bir incelemede bulunamadan geri döndük.
